Bir Polis ve Bir Suçlu, MrBeast'in Hapishanesinde 100 Gün: Yarım Milyon Dolarlık Güven Testi
MrBeast ミスタービーストMrBeast (Jimmy), gerçek bir yüksek güvenlikli hapishanenin birebir kopyasını inşa etti ve içine birbirini hiç tanımayan iki kişiyi yerleştirdi. Biri 17 yıl görev yapmış polis Lenny, diğeri üç yılını federal hapiste geçirmiş Ian. Kural basit: ikisi 100 gün boyunca birlikte kalırsa yarım milyon dolar kazanacaklar. Biri ayrılmak isterse ikisi de eli boş dönecek. Video bu iki farklı insanın her on günde bir gelen tekliflerle nasıl sınandığını, nasıl birbirine düşüp yeniden yakınlaştığını anlatıyor.
Başlangıç: "Gerçek Bir Hapishanenin Birebir Kopyası"
Tanışma anında Jimmy ikisinin kelepçelerini çözüyor ve hiç yarım milyon dolar görüp görmediklerini soruyor. Lenny'nin cevabı "hiç" oluyor. Ian ise hapisten çıktığında yarım milyon dolar borcu olduğunu, bunun sayılıp sayılmayacağını soruyor. Daha sonra suçunu açıklıyor: dolandırıcılık ve kara para aklama. Ian'ın anlatımına göre birine yalan söyleyip parasını almış, onunla başka birine olan borcunu ödemiş ama sonunda herkesin parasını batırıp zararı gizlemiş. Şu anda 500 bin dolar borcu var. Jimmy'nin vurguladığı gibi bu, yarışmanın ödülüyle tam olarak aynı miktar.
Ian'ın değerlendirmesine göre bu hapishane önceki yerden yalnızca biraz farklı: şilteler biraz daha kalın ve yastık var. Gerçek hapishanede yastık verilmediğini söylüyor. Jimmy'ye göre yastıklar dışında her şey gerçek bir hapishaneyle aynı, gerçek hapishane tuvaleti bile var. Günde üç öğün yemek verilecek, ışıklar her gece aynı saatte kapanacak, her sabah uyandırılacaklar. Kameralar her hareketi izliyor, konuşulan her şey dinleniyor.
İlk gerilim alt ranza için çıkıyor. Lenny, hapiste yaşlıya saygı gösterildiğini ve en yaşlının önce seçtiğini söyleyerek alt ranzayı alıyor. Ardından horladığını itiraf ediyor. Ertesi sabah Ian, polisin bütün gece horladığından ve uyuyamadığından şikâyet ediyor. Bir süre sonra yatağını yere taşıyor.
İki adamın hapishaneye uyumu da çok farklı. Ian burayı "aslında çok rahat" buluyor. Lenny ise hayatını insanları hapse atarak geçirdiğini, şimdi öteki tarafta olmanın garip geldiğini söylüyor. Ne zaman uyuyacağına, kalkacağına ve yemek yiyeceğine başkalarının karar vermesine alışmakta zorlanıyor. Can sıkıntısını gidermek için yatak iskeletinden pota yapıyorlar ve onu barfiks demiri olarak da kullanıyorlar. Ian, ilk hapis döneminde hiç spor yapmadığını, şimdi bunu telafi ettiğini söylüyor.
10. Gün: Avlu İçin 50 Bin Dolar ve Bir Mahkûmun İkilemi
Jimmy 10. günde "Müdür Jimmy" olarak geliyor ve videonun ilk yasak bölgesini açıyor: Doğu Kanadı'ndaki hapishane avlusu. Günde bir saat boyunca barfiks demiri ve pota gibi imkânlardan yararlanabilecekler. Ama teklifin bir bedeli var. Onları birbirleriyle konuşamayacakları ayrı odalara alıyor. Avluyu istiyorlarsa ödül havuzundan 50 bin doları feda etmeleri gerekiyor. İkisi de kabul ederse alan ikisinin de oluyor. Yalnızca biri kabul ederse ödül yine 50 bin dolar azalıyor, ama alanı sadece kabul eden kullanabiliyor.
Ian'ın düşünceleri bu kararın onun için neden ağır olduğunu gösteriyor. Hayatta hep kötü adam gibi görünmekten bıktığını, iyi adamın ne yapacağını bildiğini ama 90 gün boyunca iyi adam olmanın hiç cazip gelmediğini söylüyor. Sonuçta ikisi de "evet" diyor. Lenny paraya bakış açısının çok değiştiğini, burada daha rahat yaşamak ve zamanın hızlı geçmesi için para harcamaya razı olduğunu açıklıyor. Hayatlarını kolaylaştıracak şeyleri kaçırırlarsa yarışmanın sonunu göremeyebileceklerini düşünüyor ve kendi felsefesini "az para hiç paradan iyidir" diye özetliyor.
İkisi de avluyu "kesinlikle elli bine değdi" diye değerlendiriyor. Jimmy ise günde bir saatlik spor alanının yüz gün dayanmalarını sağlayacağını düşünmelerini inanılmaz buluyor.
20. Gün: Kötü Yemek, Mutfak Teklifi ve Beklenmeyen Ret
Avlu ilişkiyi biraz yumuşatsa da yemek büyük bir sorun. Jimmy'nin "köfte" dediği şeyi Lenny, üzerine sos dökülmüş, muhtemelen dondurulmuş hazır hamburger köftesi olarak tarif ediyor. Hapse attığı insanların bunu yediğini bilmediğini, bu yaşadığını en kötü düşmanına bile istemeyeceğini söylüyor.
Jimmy 20. gün teklifini buna göre kuruyor. Bu kez ikisinden biri ikisi adına karar verecek. Ian, Lenny'ye güvendiğini ve sürekli konuştuklarını söyleyerek kararı ona bırakıyor. Jimmy Lenny'ye her türlü malzemenin ve ekipmanın bulunduğu bir mutfak gösteriyor. Bu mutfağı alırlarsa her gün kahvaltıda, öğlen ve akşam istediklerini pişirebilecekler. Bedeli ise avlu hakkından vazgeçmek.
Ian odada beklerken teklifi tahmin ediyor. Kendisi olsa kesinlikle yemeği seçeceğini, gün boyu yemek yapıp farklı şeyler deneyeceklerini söylüyor. Yine de Lenny'nin avluyu seçeceğini bildiğini ekliyor. Gerçekten de Lenny teklifi pek düşünmeden reddediyor ve avluda kalıyor. Jimmy, her gün yemekten şikâyet ettikleri için kesin kabul edeceklerini sandığını söylüyor. Ertesi gün ikisi de pişman olmadıklarını, bütün gün kapalı kalmamanın çok güzel olduğunu söylüyor. Lenny eşinin, basketbol sahasını seçtiğine asla inanmayacağını ekliyor.
Dışarıyı Özlemek: Aileler ve Can Sıkıntısı
Etaplar arasında ikisi de dışarıda kaçırdıklarını düşünmeye başlıyor. Lenny buraya geliş amacının ailesine o parayı kazandırmak olduğunu söylüyor. Eşi ve harika bir ailesi var, herkes ona güvendiği için geri adım atamaz. Ian'ın anlattıkları ise farklı bir yalnızlığı gösteriyor. Bir yıl ailesinden uzak kalmış, bu sürede babasını yalnızca bir kez, iki günlüğüne görebilmiş, kardeşini ve annesini bir yıl boyunca hiç görmemiş.
Günde bir saatlik avlu da zamanla sıkıcı hale geliyor ve yeni bir etap gelene kadar "ketçap yakan top" gibi oyunlar uyduruyorlar.
30. Gün: Kütüphane, İncil ve Kırılma Noktası
Bir ayı devirdiklerinde Jimmy kütüphaneyi açıyor. İçeride yüzlerce kitap, dergiler, bir İncil ve Tetris ile Mayın Tarlası oynanabilen bir bilgisayar var. Erişim tamamen ücretsiz ama yalnızca bir kişi kullanabilecek. Önümüzdeki 70 gün boyunca ikisinden biri günde bir saat burada okuyabilecek, diğeri giremeyecek. Kitapları dışarı çıkarmak da yasak. Karar için birkaç saatleri var.
Lenny için mesele açık: İncil'i görür görmez bu süreci atlatmasını sağlayacak tek kitabın bu olduğunu söylüyor. İkisi de teklifin bedava olduğunu, kaçırmanın enayilik olacağını düşünüyor. Sorun kimin kullanacağı. Jimmy'ye göre teklif onları "birbirine düşürmek" için tasarlanmış ve ilk büyük gerilim burada yaşanıyor. Lenny, 70 günü atlatmasını sağlayacak tek şeyin İncil olduğunu, bunun sırf keyif için olmadığını söylüyor. Ian ise "Yani dindar olmamam bir sorun mu?" diye karşılık veriyor. Lenny öyle bir şey demediğini söylüyor, Ian da Lenny'nin "boşu boşuna tavrını değiştirdiğini" düşünüyor. Konuşma "o zaman kitap falan yok" noktasına kadar geliyor.
Jimmy döndüğünde sonuç sürpriz oluyor: kütüphane hakkını Ian alıyor, çünkü Lenny onu Ian'a veriyor. Lenny gerekçesini avlu kararıyla açıklıyor. Ian o gün hiç düşünmeden "evet" demiş ve 25 bin doları kaybetmeyi göze almıştı. İstediği tek şey buydu, bu yüzden Lenny ona bu hediyeyi vermek istiyor. Ian bir polisten bunu beklemediğini ve yanıldığını söylüyor.
Ian ilk kütüphane saatinde Lenny için harekete geçiyor. İncil'in Lenny için ne kadar önemli olduğunu bildiği için içinden alıntılar yazıp paylaşmaya başlıyor.
Kaçakçı Ian: Kuralların Esnetilmesi
Bu iyi niyetli jest kısa sürede kural ihlaline dönüşüyor. Ian önce duvara asmak için resimler getiriyor, sonra kitaplardan sayfalar kaçırıyor. Sonunda kitapların kendisini hücreye taşımaya başlıyor. Kendine "Kaçakçı Vic" diye yeni bir lakap takıyor ve kitapları banyo dahil dört bir yana saklıyor. Lenny'yi incilsiz ve kitapsız bırakıp kendisinin içeride keyif süremeyeceğini söylüyor. Lenny de bu durumdan memnun görünüyor ve bunun burada ihtiyacı olan tek şey olduğunu söylüyor. Jimmy'nin ifadesiyle "yakalanmayacakmış gibi" devam ediyorlar.
40. Gün: Her Şeyin 10 Bin Dolar Olduğu Mağaza
- günde Jimmy bir mağaza açıyor. Mahkûmların konuşmaları dinlenmiş ve mağaza istedikleri eşyalarla doldurulmuş. Raflarda dışarıda bir dolara alınabilecek bir toptan içeriği tamamen sürpriz olan bir gizem kutusuna kadar her şey var. Ama her ürünün fiyatı aynı: 10 bin dolar. Para da yalnızca ödül havuzundan harcanabiliyor.
Taş-kâğıt-makas ile sırayı belirliyorlar. Lenny anında karar vermesi gerektiğini öğrenince gizem kutusunu alıyor. Ian ise kendi ağzıyla aşırı harcamaya eğilimli. Fazla harcarsa Lenny'nin çok kızacağını bilse de tıraş makinesi, melatonin, uyku maskesi ve Feastables çikolata içeren alışverişlerle toplam 30 bin dolar harcıyor. Lenny gerçekten ihtiyacı olsa kendisinin de 10 bin dolar vereceğini söylüyor. Ian ise zaten çok para harcadığı için hapse girdiğini, her yerde dolar işareti gördüğünü ve dayanamadığını itiraf ediyor.
Gizem kutusu açıldığında içinden 20 bin dolar çıkıyor, yani Lenny'nin harcadığı 10 bin dolar ikiye katlanmış oluyor. Aldıkları eşyalar zamanı geçirmeyi kolaylaştırıyor. 10 bin dolarlık kalemlerle resim yapıp duvara asıyorlar, 10 bin dolarlık kâğıtla kâğıt uçak yapıyorlar, Lenny Ian'a "aşırı pahalı" bir saç tıraşı yapıyor. Sonunda Lenny de Ian'ın aldıklarını takdir ediyor: kulak tıkaçları ve melatonin tam ihtiyaç duyduğunda işe yaramış ve iyi dinlenmesini sağlamış.
50. Gün: Kameralar, Ceza ve Tek Bir Aile Ziyareti
İkisi de 50. günde bir aile ziyareti ya da telefon görüşmesi umuyor. Lenny en zor kısmın ailesinden uzak olmak olduğunu söylüyor. Jimmy teklifinden önce onlara kamera görüntüleri izletiyor. Görüntülerde Ian'ın önce pantolonuna kitap sakladığı, sonra kitapları dışarı fırlattığı ve en sonunda kitapları elinde açıkça dışarı taşıdığı görülüyor.
Jimmy bugünü iki ailenin de ücretsiz getirilmesiyle kutlamayı planladıklarını, aileler şu anda dışarıda hapishane otobüsünde beklerken kurallar çiğnendiği için artık yalnızca birinin ailesini görebileceğini açıklıyor. Bu, 100 gün bitene kadar aileleri görebilecekleri tek fırsat. Ian kararı Lenny'nin lehine veriyor. Lenny bunu, kendisinin daha önce yaptığı iyiliğe karşılık olarak görüyor. Ama Jimmy bir sürpriz daha ekliyor: Lenny ailesiyle istediği kadar görüşebilir, ancak aile gidene kadar Ian hücreden çıkamayacak. Ian hücreye götürülürken "kitap kaçırmaya devam edeceğim, müdür" diyor.
Lenny çocuklarıyla ve ailesiyle buluşuyor. Ailesinin yanında olmasının büyük bir moral kaynağı olduğunu ve 100. güne kadar devam etmesini sağlayacağını söylüyor. Herkesin onunla gurur duymasını istiyor. Bu sırada Ian'ın hali giderek kötüleşiyor. Lenny'nin dışarıda ailesiyle keyif yaptığını duyarken kendisinin "köpek gibi" kilit altında olduğunu, her dakika daha da sinirlendiğini ve bunun "stres sonrası travma gibi" olduğunu söylüyor.
"Gammaz Lenny": İhanet Suçlaması
Ian hücreden çıktığında Lenny'ye hücredeyken bir lakap bulduğunu söylüyor: "Gammaz Lenny". Ian'a göre kitaplarının yerini, özellikle yatağın altını Lenny ihbar etmiş. Ian kendisini kilitli tutulurken Lenny'nin keyfine baktığını, kitap kaçırma fikrini de kendi üstüne yıktığını söylüyor ve takım için en büyük cezayı kendisinin çektiğini savunuyor. Lenny ise kendisinin Ian'ı satmadığını, her şeyin kameralarla çekildiğini, görüntülerin zaten ortada olduğunu söylüyor. Tartışma "sen kendi kararını verirsin, ben de benimkini, ne olacaksa olsun" noktasında kapanıyor.
Bundan sonra aralarındaki mesafe büyüyor. Lenny, ailesini kendisinin görüp Ian'ın görmemesinin ortamı değiştirdiğini kabul ediyor. Ian satranç ya da basketbol oynamak istemiyor, konuşmaları azalıyor ve ikisinin de ayrı rutinleri oluyor. Lenny moralini sorduğunda Ian yarışmanın henüz yarısında artık eve gitmek istediğini, yıldığını söylüyor. Jimmy'nin hatırlattığı gibi bu yarışmanın en büyük riski bu: herhangi biri istediği an ayrılabilir, ama Ian giderse ikisi de kaybeder.
60. ve 70. Gün: Reddedilen Televizyon ve Derinleşen Kriz
Jimmy 60. gün teklifini onları yeniden bir araya getirecek bir şey olarak sunuyor: eski bir televizyon, aralarında Titanic'in de bulunduğu eski filmler ve masa oyunları. Bunlara 40 gün boyunca günde bir saat erişim için 30 bin dolar isteniyor. Lenny teklifi cazip bulsa da Ian "çok kötü bir teklif" diyerek kesin bir dille reddediyor. Bir saatte bir filmin bitmeyeceğini, film seçkisinin kendisine göre olmadığını söylüyor. Televizyon götürülürken Jimmy Ian'ın üstünün aranmasını istiyor.
Lenny artık Ian'ın kuralları çiğnediğinden beri kendini acındırdığını, her zaman şikâyet edecek bir şey bulduğunu düşünüyor. Ian ise her on günde bir darbe yediğini, ailesini göremediğini, telefon görüşmesi bile yapamadığını ve daha çabuk parlayan biri haline geldiğini söylüyor. "İkinci kez üstümden kamyon geçmiş gibi oldum" diyor. Lenny, Ian'ın bırakmasından ciddi şekilde korktuğunu itiraf ediyor.
Jimmy 80. gün için çok büyük bir teklif planladığından, anlaşmazlığı kendi başlarına çözsünler diye 70. günde onlara hiçbir şey vermiyor. Bu süre de krizi derinleştiriyor. Ian'a göre okumak, spor yapmak ve satranç oynamaktan başka yapacak bir şey yok ve bu zihinsel olarak çok yıpratıcı. Lenny'nin ifadesiyle Ian'ın sürekli olumsuzluk yayması sinirini bozuyor. Ian ise daha düşük bir para teklif edilse bile ayrılmayı kabul edeceğini söylüyor. Jimmy'nin anlatımına göre sona 20 gün kala başarısız olacaklar gibi görünüyordu. Bu yüzden bir sonraki teklif ya dostluklarını yeniden alevlendirecek ya da videoyu tamamen bitirecek.
80. Gün: 900 Kiloluk Kaya ve İçindeki 100 Bin Dolar
Avluya 900 kiloluk bir kaya getiriliyor. Kayanın içinde, 100 bin dolarlık kutuyu açan anahtar var. Kayayı kırmak için önümüzdeki 10 gün boyunca günde bir saatleri olacak. Teklifi kabul ederlerse hemen 50 bin dolar ödeyecekler, başarırlarsa 100 bin dolar kazanacaklar. Jimmy bunun ancak birlikte çalışarak başarılabileceğini vurguluyor. Lenny, Ian'ın çalışmayı sevmediğini bildiğini ama elini taşın altına koyması gerektiğini söylüyor. Ian ise teklifi "yol soygunu" olarak niteliyor. Yine de kabul ediyorlar.
İlk saat boyunca durmadan balyoz sallıyorlar ama neredeyse hiç ilerleme kaydedemiyorlar. Ian "sanırım 50 bini kaybettik" diyor. İkinci saatte Ian kendini moral veren biri rolüne alıştırıyor, dördüncü günde de Lenny'yi kenardan izliyor. O günün sonunda ikisi de tükenmiş halde "takım olmamız gerek" diyor. Jimmy'nin yorumuna göre Ian, Lenny'nin hüsrana uğradığını fark ediyor ve ertesi sabah düşünce tarzında büyük bir değişim yaşıyor. Lenny yorulduğunda Ian balyozu alıyor ve kayada büyük çatlaklar oluşuyor.
Ama altıncı saat yine sonuçsuz bitiyor. Ian 50 bini kaybederlerse bırakacağını söylüyor. Ardından gücün yetmeyeceğini, bilgiye ihtiyaç olduğunu anlıyor. Kütüphanede kayalarla ilgili bir kitap buluyor ve göreve ilişkin sayfaları koparıp getiriyor. İlk öğrendikleri kaldıraç kullanmak, ama kaya kıpırdamıyor. İki gün kala Ian yine kitaba dönüyor ve kayadaki zayıf noktaya keskiyle vurmaları gerektiğini okuyor. Bu yöntemle kaya ikiye ayrılmaya başlıyor. Ancak dokuzuncu saat doluyor ve iş son güne kalıyor. Lenny o noktada şanslarını yarı yarıya görüyor.
Son saatte derinlere iniyorlar ve süre dolmadan on dakika önce anahtar ortaya çıkıyor. 100 bin dolar onların oluyor. Kutlarken "polis ve mahkûm, sonsuza kadar" diye bağırıyorlar.
90. Gün ve Sonrası: Doğum Günü, Bilgisayar Operasyonu ve Değişen Lenny
Jimmy 90. günde onlara hiçbir şey vermiyor, çünkü 99. gün için "aşırı fena" bir şey planlamış. 91. gün Ian'ın doğum günü. Lenny ona bir sürpriz hazırlıyor. Ian doğum gününü üçüncü kez hapiste geçirdiğine inanamadığını, ama en azından iyi bir koğuş arkadaşı olduğunu söylüyor.
Son günler yavaş geçiyor ve vakit geçirmenin yeni yollarını arıyorlar. Bu kez fikir ortak: kütüphaneyi tamamen boşaltmak ve bilgisayarı da hücreye taşımak. Lenny bunun "aşırı komik" olacağını düşünüyor. "Bilgisayar operasyonu" ile kütüphaneyi boşaltıyor, bir eşyayı bilgisayarın önüne sandalye olarak koyuyorlar ve Müdür Jimmy'den bu hafta intikam almak için her şeyi yaptıklarını söylüyorlar. Jimmy normalde hırsızlık için ceza vereceğini ama 99. gün yaklaştığı için beklemek istediğini açıklıyor. Bir polisle bir mahkûmu birbirine yaklaştıran şeyin hırsızlık olmasının şairane bir yanı olduğunu söylüyor. Ian da Lenny'nin biraz karanlık tarafa geçtiğini görmekten memnun ve bu kez kural çiğnemesi için onun kendisini teşvik ettiğini söylüyor. Avlu süresini de uzatmaya çalışıyorlar.
Lenny ise bir polis olarak bu deneyimi yaşadığı için mutlu olduğunu, parmaklıkların diğer tarafında olmanın ne demek olduğunu iyi anladığını ve pişman olmadığını söylüyor.
99. Gün: 480 Bin Dolarlık Kırmızı Düğme
Jimmy son etaptan önce soruyor: çıkınca arkadaş kalacaklar mı? İkisi de "evet" diyor. Ardından son sınavı açıklıyor. 24 saat boyunca iki ayrı tecrit hücresine yerleştirilecekler. Her hücrede bir düğme var. Süre dolmadan düğmeye basan hemen çıkıp 480 bin dolarlık ödül havuzunun tamamını alabilecek, yani diğerinin parasını da çalmış olacak. Diğerinin gidip gitmediğini ise süre bitene kadar öğrenemeyecekler.
Jimmy her birini ayrı ayrı kışkırtıyor. Lenny'ye, Ian'ın kitapları ve filmleri çaldığı gibi düğmeye basıp basmayacağını, basacaksa önce kendisinin mi basması gerektiğini soruyor. Ayrıca Ian'ın aile ziyareti sırasındaki hücre cezası yüzünden çok ağladığını ve para verilse bile o hücreye bir daha girmeyeceğini söylediğini hatırlatıyor. Lenny Ian'ın basabileceğini düşündüğünü söylüyor. Ian'a bir isteği olup olmadığı sorulduğunda cevabı "özgürlük" oluyor. Jimmy de dolandırıcılıktan hapse girmiş birine 480 bin dolarlık bir düğme emanet etmenin ne kadar akıllıca olduğundan emin olmadığını söylüyor.
Bu Lenny'nin ilk, Ian'ın ikinci tecrit deneyimi. Ian dar ve sıkışık yerleri hiç sevmediğini söylüyor. Lenny ise sayacı görünce gerildiği için çöp poşetiyle üstünü kapatıyor. Saatler geçtikçe ikisi için de düğme cazip gelmeye başlıyor. Ian, düğmeye basarsa bütün tazminatını tek hamlede ödeyebileceğini ve geçmişteki her şeyi düzeltebileceğini düşünüyor. "Lenny'yi satmak mı? Belki olabilir" diyor. Lenny ise bu parayla çocuklarının eğitimini, eşi ve kendisi için yeni bir arabayı, belki bir evi düşünüyor.
Ian'ın gerekçeleri de giderek sertleşiyor. 100 günde Lenny'den çok daha kötü zaman geçirdiğini, özellikle ailesini göremediğini, Lenny'nin neden ondan yarı yarıya daha az tecrit cezası çektiğini anlamadığını söylüyor. Lenny ise Ian giderse çok üzüleceğini, en az onun kadar emek verdiğini, 24 saate bile dayanamıyorsa hâlâ eski mahkûm kafasında olduğunu söylüyor. Yeterince kazık yediğini de ekliyor. Gece boyunca yalnızca Ian'ın sabah hâlâ orada olmasını umuyor.
100. Gün: Perdeler Açılıyor
- günde hoparlörden tecritteki mahkûmların ortaya gelmesi isteniyor. Hapishanenin iki tarafını ayıran siyah perdeler kapalı. Jimmy kuralı hatırlatıyor: ikisi de oradaysa ödül havuzunu eşit bölüşecekler, yalnızca biri gelirse yüz günü boşuna geçirmiş olacaklar. Geri sayımın ardından perdeler açılıyor ve ikisi de orada: kimse düğmeye basmamış.
Jimmy her birine 240 bin dolar veriyor ve kutlama için ailelerini getiriyor. Böylece ilk günden bu yana yarım milyon dolarlık borcundan söz eden Ian ve ailesine para kazandırmak için orada olduğunu söyleyen Lenny, 100 günün sonunda birbirlerini satmadan özgürlüklerine kavuşuyor. Jimmy'nin son sözü, ikisinin de bir daha asla hapse girmemesi dileği oluyor.
Bu yüksek güvenlikli hapishaneyi ben yaptım. Ve eğer bu polisle bu suçlu yüz gün birlikte kalabilirse onlara yarım milyon dolar vereceğim.
Nasılsın? Tanıştığımıza memnun oldum. Ben de öyle. Lenny. Ian. Kelepçelerinizi açayım mı? Harika olur.
Bu iş tamam ama 100 gün boyunca ikinizden biri hapishaneden çıkmak isteyecek olursa ikinizin de elleri bomboş kalacak.
Gerçek hayatta hiç yarım milyon dolar gördünüz mü? Hiç. Hapisten çıktığımda yarım milyon borcum vardı, o sayılır mı?
Kaç yıl polistin? 17 sene. Sen kaç yıldır suçlusun? Üç yıl federal hapiste.
Önceki yere göre burası nasıl? Şilteler biraz daha kalın ve yastık da var. Hapiste yastık yok muydu? Hayır, yastık vermiyorlar.
Yastıklar hariç, burası gerçek bir hapishanede olan her şeyin olduğu gerçek bir hapishanenin birebir kopyası.
Adam gerçek hapishane tuvaleti bile yapmış. Vay be.
Günde üç öğün yemek vereceğiz. Her gece aynı saatte ışıkları kapatacağız ve her sabah sizi uyandıracağız. Bol şans!
Burası tam hapishane gibi. Koltuklar da soğuk. Hiç rahat değil. Soğuk, sert.
Her zamanki gibi tüm hareketlerini izleyen kameralar var. Konuşulan her şeyi dinliyorlar. O yüzden ne dersek... Bir şey çıkartacaklar.
Bugün bu polisle bu suçlunun ilk tanışma günüydü. Daha bilmiyorduk ama bu video boyunca Ian ve Lenny hızla düşman olacaklar.
Hırsızlık olacak. Şimdi de kaçakçı oldum. Kavga... Yani dindar olmamam sorun mu oluyor? Hayır, ben öyle söylemedim. Sağlık ekibi gelsin. Ve ihanet bile var. Gammaz Lenny seni. Çok fena.
Buradaki yüz günü tamamlayabilecekler mi yoksa biri diğerini satacak mı?
Tek istediğim bütün parayla eve gitmek. Bunun için polis boğmam gerekirse boğarım.
Alt ranza benim, Lenny. Hayır, alt ranza benim. Sen bilirsin. Hapiste yaşlıya saygı vardır. Bu yüzden en yaşlı olan kimse önce o seçer.
Ya geceleri horlarsa? Horluyorum. İyi geceler. Önce bir uyarsanıza. Tamam suçlu, uyu biraz.
Günaydın. Sabahın köründe kalktım. Şu şapşal polis bütün gece horladı. Horlaman beni uyutmadı. Öyle mi? Evet.
Gökyüzüne bakılırsa şu sıralar saat sabah 6-7 civarı olmalı. İlk gecemiz. Jimmy, burası gerçekten tam hapishane gibiydi.
En önemli soru: Ne suçtan girdin? Dolandırıcılık ve kara para aklama. Birine yalan söyleyip parasını aldım ve diğerine borcumu ödedim ama sonuçta herkesin parasını batırıp zararı da gizlemiş oldum. Şimdi 500 bin dolar borcum var.
Tesadüfe bakın ki bu videoda kazanabilecekleri para da tam bu kadar.
Yemek vakti. Millet, hapishanedeki ilk yemeğimiz geldi. Gerçek hapishanedekinden daha iyi görünüyor.
Suçlu Ian burada evinde gibiydi. Burası çok rahat aslında. Polis Lenny ise hapishane hayatına alışmakta zorlanıyor gibi.
Ömrüm insanları hapse tıkmakla geçti. Şimdi öteki tarafta olmak garip. Ne zaman uyuyacağıma, kalkacağıma, yemek yiyeceğime onların karar vermesi benim açımdan alışması çok zor bir şey.
Günaydın. Ian ve Lenny'nin ilişkisi nispeten sallantılı başladı.
Horladığı için bu gece yerde uyuyacağım sanırım. Çok sinir bozucu. Yatağımı taşıdım ama umarım bu sayede Lenny'nin horlamasından etkilenmem.
Aralarındaki gerginliğe ve Ian'ın uykusuzluğuna rağmen bu polis ve suçlu can sıkıntısını gidermek için birlikte bir şey yapmalıydı. Yatak iskeletinden pota yaptılar. Harika bir fikir. Hatta barfiks demiri olarak da kullandılar.
İlk hapishane dönemimde hiç spor yapmamıştım. Şimdi bu durumu telafi ediyorum. Al bakalım.
Anlaşılan spor aletleri olsa hiç de fena olmayacak. Hapishanede çalışıp yaza fit girmek istiyorum.
Ve her zamanki gibi 10. günde işlerine yarayabilecek bir teklifle geldim.
Memur Beast göreve haz... Memur Beast göreve hazır. Mahkumlarımıza bir bakalım.
Nasıl gidiyor millet? Müdür Jimmy! Sanırım yatağı sökmüşsünüz. Horlama kralıyla yaşıyorum da ondan. Horlama kralı mı? Horlar mısın? Öyle diyor ama inanmıyorum.
Tamam, sence 10. gün teklifi ne olabilir? Kişisel aşçı, kitap, kütüphane... Peki ya saydıkların değilse? Benimle gelin baylar.
Bu kilitli kapının ardındaki alan, bu video boyunca göstereceğim yasaklı bölgelerden sadece ilki. Gardiyanlar, kapıyı açın! Doğu Kanadı açıldı.
Bu taraftan, hapishane avlusuna hoş geldiniz. Önümüzdeki 90 gün boyunca form tutmanız için gereken her şey burada. Günde bir saat barfiks demiri, pota gibi imkanlara erişebileceksiniz. Tadını çıkarın!
Bu sayede zaman daha hızlı geçer. Güneşi görmek bile harika.
Tamam, teklifi duymaya hazır mısınız bakalım? Evet, hazırız. Tamam, gelin hadi, sorgu odasını açın. Bölge açıldı. Gelin millet, hadi. Otursanıza. Tamam.
An itibarıyla birbirinizle konuşamayacağınız ayrı ayrı odalarda duruyorsunuz. 10. gün teklifim şu. Eğlence alanını istiyorsanız bunun için ödül havuzundan 50 bin doları feda etmeniz gerekecek. İkiniz de kabul ederse bu alan 50 bin dolar karşılığında sizin olacak.
Ama işin ilginci şu, biri kabul edip diğeri etmezse ödül yine de 50 bin dolar azalır ama geri kalan günlerde sadece teklifi kabul eden mahkum o alanı kullanabilir. Hiç beklediğim gibi değil.
Bu hapishanede birbirinizi tanımak için 10 gününüz oldu. Peki diğerinin ne seçeceğini tahmin edebilir misiniz?
Yok artık. Büyük karar. Çünkü önümüzdeki günleri etkileyecek.
Hayatta hep kötü adam gibi görünmekten bıktım. İyi adam ne yapardı biliyorum ama 90 gün boyunca iyi adam olmak hiç de cazip değil. Ağlayacağım ya.
Pekala, ikiniz de kararınızı verdiniz ve diğerinin ne seçtiğini bilmiyorsunuz. Seninle başlayalım mı? Ben evet dedim. Senin ne seçtiğini daha söylemedim.
Evet dedim. Evet! Bu sefer tuttu. Budur be.
Paraya olan bakış açım çok değişti. Burada daha rahat yaşamak, zamanın hızlı geçmesini sağlamak için para harcamaya razıyım. Kim bilir, buradaki hayatımızı rahatlatabilecek şeyleri kaçırırsak yarışmanın sonunu göremeyiz belki de. Az para hiç paradan iyidir. Benim felsefem bu.
Günaydın. Günaydın.
Günde spor alanını bir saat kullanabilecek olmalarının yüz gün dayanmalarını sağlayacağını düşünmeleri inanılmazdı.
Vay be, işte özgürlük bu. Kesinlikle elli bine değdi. Elli bin yerini buldu.
Sonraki günlerde avlunun sunduğu tüm imkanlardan sonuna kadar yararlandılar. Buradan çıktığımızda vahşi tiplere döneceğiz.
Şimdilik avlu yarışma sonuna kadar birbirlerine
Kadar birbirlerine katlanabilmelerini sağlıyor gibi. Ama yarışmanın bazı yönleriyle başa çıkma konusunda pek başarılı olamadılar. Çünkü burayı gerçek bir hapishane gibi inşa ettim. Ve herkes bilir ki hapishane yemekleri kötüdür.
Bu, Müdür Jimmy'nin köfte dediği şey. Üzerine sos dökülmüş, muhtemelen dondurulmuş hazır hamburger köftesi. Bu yemek tam bir felaket.
Hapse attıklarımın bunu yediğini bilmiyordum.
Ne kadar dayanabilirim hiç bilmiyorum. Bu yaşadığımı en kötü düşmanımın yaşamasını bile istemem.
Ve bu yüzden 20. günde mükemmel bir teklifle gittim.
20. gün teklifime hazır mısınız?
Evet. Hadi.
İkinizden birinin ikiniz adına bir karar vermesi gerekecek. Peki hanginiz ikinizin de kabullenmek zorunda olacağı bir kararı almak ister?
Tamam, bence sen karar ver.
Peki.
Gerçekten mi? Ona güveniyor musun?
Tabii ki. Evet. Hep konuşuyoruz.
Mutfak açıldı. Buyurun.
Vay be. Burada mutfak mı var?
Bu mutfakta burada geçireceğiniz günler boyunca lezzetli ve sağlıklı yemekler yapmanız için gereken bütün malzemeler ve ekipman var. İsterseniz sevmediğiniz hapishane yemeklerini yemeye devam edersiniz ya da bu mutfağı alıp her gün kahvaltıda, öğlen ve akşam yemeğinde istediğinizi yiyebilirsiniz. Ama avlu hakkınız artık olmayacak.
Teklifi biliyor musun?
Avlu yerine mutfak teklif edecek. Ben olsam kesinlikle yemeği seçerdim. Gün boyu yemek yapar, farklı şeyler denerdik.
Et var mı?
O da sorulur mu, Lenny? Şuna bir baksana. Burada köfte var, sosis, aklına ne gelirse var.
Tamam, tamam.
Ama mesele şu. Sadece kendin için karar vermiyorsun. Sence o ne ister?
Ne yapmamı isterdi bilmiyorum ki.
Tamam, düşünmen için bir dakika vereyim.
Ian, oda arkadaşına avluyu tam donanımlı bir mutfakla takas edebileceği bir teklif yaptım.
Ne seçtiğini biliyorum. Avluyu seçmiştir.
Teklifimi düşünmedi bile, evet. Her gün yemeklerden şikayet ediyorsunuz. Kesin kabul ederler demiştim.
Aslında beklediğimden kolay oldu.
Otuzuncu günde bu iş bu kadar kolay olmayacak.
Pekâlâ. Görüşürüz Müdür Jimmy.
Görüşürüz.
Bu avludan öyle kolayca vazgeçmem.
Cennette yeni bir gün. Hücre arkadaşımla mutfak teklifini reddetmemizin üzerinden tam 24 saat geçti. Kararımızdan hiç pişman değiliz. Sen pişman mısın?
Hiç. Bütün gün kapalı kalmamak çok güzel.
Eşim bunu duyunca inanamayacak. "O basket sahasını seçtiğine inanamıyorum," diyecek. Avluyu seçtiğime asla inanmayacaktır.
Etabın sonucundan her ikisi de memnun görünse de mahkumlarımız hapishane dışında neleri kaçırdıklarını düşünmeye başladılar.
Kendime hatırlatmam gereken şey buraya gelmekteki amacım. Ailem için o parayı kazandırmak benim tek hedefim. Eşim var, harika bir ailem var. Artık geri adım da atamam çünkü ailemdeki herkes bana güveniyor.
Eşin ve çocukların olması ne güzel.
Bir yılım ailemden uzak geçti.
Yani?
Bir yıl içinde babamı bir kez iki gün görebildim.
Bir kez mi?
Kardeşimle annemi bir yıl boyunca görmedim.
Gerçekten mi?
Aynen öyle.
Günde bir saat avlu hakkı olunca...
Avlu saatini iple çekiyorum.
...sıkılmaya başladılar ve yeni bir etap gelene kadar oyunlar uydurdular.
Ketçap yakan top. Toz ol bakalım aynasız.
Sağlık ekibi gönderin. Bandaj yapın. Memur bey, ölecek miyim? Nefes alamıyorum.
Mahkumlarımız tam tamına 30 gündür burada yaşıyor. Bakalım nasıllar, ne haber millet?
Merhaba Müdür Jimmy.
Baylar, bir ayı devirdiniz. Nasıl gidiyor?
İyi gidiyor.
Hadi içeri geçelim. Hapishanede yepyeni bir alanın kilidini şimdi hep birlikte açacağız. Kütüphanenin kapısını açalım.
Bu şaka filan mı?
Kütüphane açıldı.
Sen ciddi misin?
Ciddiyim ve kütüphanede yüzlerce kitap var. Dergi bile var. Dur, bekle. Bir şartımız var. Kütüphane erişimi tamamen ücretsiz olacak ama bir kişi kullanabilecek. Önümüzdeki yetmiş gün boyunca ikinizden biri burada günde bir saat kitap okuyabilecek ve diğeri giremeyecek.
Her gün bir saat mi? Kitapları dışarı çıkartmak yasak mı?
Aynen, kitapları dışarı çıkartmak yasak.
Peki içinde başka neler var?
Tamam, bir bakalım. İçeride bir sürü kitap var. İncil bile var. Şuna bakın.
Bu süreci atlatmamı sağlayacak olan şey bu. Bana gereken tek kitap bu.
Bilgisayar ne için peki?
O aldığını yerine koy. Kitap çalmak da ona yakışır.
Bununla Tetris ve Mayın Tarlası oynanıyor. Burada başka kitaplar da var.
Of, çok zor bir karar. Bu saygısızlık.
Evet, şimdilik sizi dışarı alıyorum ve karar için birkaç saat veriyorum. Şimdi bol şans.
Hiç memnun değilim.
Okumayı çok mu seviyorsunuz?
Evet. Hiç hapse girdin mi?
Hayır, girmedim.
Burada çürüyüp gidiyoruz.
Tamam, iki saat sonra cevap için geleceğim.
MrBeast'in hapishanesinde hep birimiz sürünüyoruz zaten. Her konuda olduğu gibi bunu da konuşarak çözeceğiz. Umarım Ian'ı kündeye getirmemiz gerekmez.
Ben çıktıktan sonra Ian'la Lenny birbirinden uzak durdu.
Bu çok kötü.
Teklifimi düşünüp durdular.
O kadar yakın ki... Başka bir şey istemiyorum. Sadece tek bir kitap.
Birlikte bir karara varmalıyız. Öylece oturamayız. Bu kütüphane teklifi resmen bizi birbirimize düşürmek içindi.
Aklından ne geçiyor? Senin kafan daha felsefi.
Bence başka çaremiz yok. Kabul etmeliyiz. Çünkü bedava. Kaçırmak enayilik olur. Tek sorun şu. Kim olacak?
Şu anda basket atıyorum. Ve bu konuda verdiğimiz karardan hâlâ çok memnunum. Topu sana atıyorum çünkü geçen sefer sen bana atmıştın.
Afedersin. Beni öldüreceksin herhalde.
Kütüphane kararını Ian'a bırakmak adil görünüyordu ama Lenny'nin kafasını kurcalayan bir şey vardı.
İncil yanımda olmalı.
Açıkça söyle. Neden kütüphaneyi benden çok hak ettiğini düşünüyorsun?
Yüz gün dayanabilmem için ihtiyacım olan şeyler var. Senin bu yüzden çekip gitme ihtimalin... Bilmiyorum.
Sen kütüphaneyi neden hak ettiğini düşünüyorsun?
Bu 70 günü atlatmamı sağlayacak tek şey İncil. Sırf keyif için değil.
Yani dindar olmaman bir sorun mu?
Yok artık, öyle demedim. Bana soracak olursan, boşu boşuna ve durup dururken tavrını değiştirdin.
O zaman kitap falan yok.
Öyle olması gerekiyorsa tamamdır.
Peki. Tamam, neyse kanka. Ama bu kafamı kurcalıyor işte. Açıkçası bu iş saçma bir hal aldı.
Keşke seni oyalayacak bir kitap olsaydı.
Bence artık müdürü çağırabiliriz beyler.
Görünüşe göre polisle suçlumuz başladıkları yere dönmüşlerdi.
Ama zaten süreleri de dolmuştu.
Tamam, kararınızı duymaya geldim. Bakalım sen mi yoksa sen mi önümüzdeki 70 gün boyunca her gün kütüphaneyi kullanacaksın?
Jimmy, durum şu ki... Kütüphane hakkını ben kullanacağım.
Sen mi?
Evet.
Ona mı verdin?
Biraz endişelenmiştim. Son birkaç saat çok zordu.
Neden hakkı ona verdin?
Mesela avlu konusunda...
Evet dedim.
Ian hiç düşünmeden evet dedi ve 25 bin dolar kaybetmeyi göze aldı. İstediği tek şey buydu. Bu hediyeyi yapmalıydım ona.
Şanslısın.
İyi bir adam ve iyi bir polis. Bir polisten bunu beklemezdim. Yanılmışım.
Bence buna gerek yoktu. Adam sana kütüphane verdi.
Kütüphane açıldı.
Ian yeni kütüphane hakkını henüz ilk kez kullanıyordu ve hemen Lenny'nin eksik kalmaması için harekete geçti.
Sanırım aradığı şey buydu. Lenny için İncil'in ne kadar önemli olduğunu biliyorum. O yüzden içinden alıntılar yazıp paylaşacağım.
Teşekkür ederim, çok naziksin. Sayende katlanabileceğim...
Benim aracılığımla atlatacaksın.
Paylaşmayı seven bir koğuş arkadaşı olduğunun kanıtı. Ama hemen bir sonraki günde Ian sınırları zorlamaya başlamıştı bile.
Buraya asarız diye birkaç resim buldum. Kitapları dışarı çıkartmak yasak dediler. Ben de sayfa kaçırıyorum.
Vay be, çok iyiymiş.
Sonraki günlerde tek eğlenen kişi Ian değildi.
Sanat eserlerimiz var.
Ve hapishanenin havası değişmeye başladı.
Burası bayağı güzelleşiyor.
Ve kameralar her daim üzerindeyken bile... Ian'ın suçlu tarafı sonunda ortaya çıktı.
Lenny'yi orada İncil'siz, kitapsız, yapacak hiçbir şey yokken bırakıp kendim içeride keyif süremezdim tabii.
Ne güzel bir şey bu. Burada bana gereken tek şey bu.
Yakalanmayacakmış gibi devam ettiler.
Tadını çıkarıyorum. Yeni adım kaçakçı Vic. Kaçakçı mahkûm. Dört bir yana kitapları sakladım. Banyoya da sakladım. Şuna bakın, burada da var. Olabildiğince çok kitap toplayacağız ve dört bir yana gizleyeceğiz.
Ve kırkıncı gün geldi.
Naber beyler? Bir sürprizimiz var ama sizi tek tek alacağız. Kimin ilk gireceğine siz karar verin.
Taş, kağıt, makas.
O yendi, git hadi.
Mağaza açıldı. Kendi dükkanımızı açtık. Birkaç karar vermen gerekecek.
Mahkûmlarımızın konuşmalarını tek tek dinledik ve bu mağazayı onların istedikleri eşyalarla doldurduk. İçinde ne olduğu tamamen sürpriz olan bu gizem kutusundan dışarıda sadece bir dolara alınabilecek bu topa kadar her şey var. Ama bu hapishanede...
Buradaki her şeyin fiyatı aynı. On bin dolar.
Bir topa on bin dolar mı?
Tabii ki sadece yarışmanın ödülü olan parayı harcamalarına izin verildi.
Hemen mi karar vereceğim?
Evet.
O zaman ben şunu alayım. Gizemli kutuyu aldım. On bin dolar.
Sizinle iş yapmak zevkti.
Lenny gizemli kutusuyla yetinse de Ian'ın para harcama huyu yeniden ortaya çıktı.
Vay be, gerçekten güzelmiş. Eğer fazla harcarsam Lenny bana çok kızacak. Birazcık gerginim. Bu kesinlikle günün ilk alışverişi olacak.
En azından karşılığında ne aldığını biliyor. Ben kutunun içeriğini bilmiyorum.
10 bine gayet iyi bir paket.
Çok harcama sakın Ian.
Melatonin ve tıraş makinesi lütfen. Burada çok eğleneceğiz kanka.
Kaç para harcadın?
Otuz bin. Ama Feastables da var. Ve işin aslı gerçekten çok mutluyum. Tıraş makinesi aldım. Sana da uyku maskesi.
Benim gerçekten ihtiyacım olsaydı ben de on bin verir alırdım.
Bak ben zaten çok para harcadığım için hapse girdim. Dayanamadım işte. Her yerde dolar işareti vardı.
Gizem kutusuna bir baksak mı?
Yirmi bin dolar! Vay canına! Hadi be, adam para basıyor! Vay be! İnanılmaz!
Elimizde başka bir şeye para harcamamıza gerek kalmayacak kadar oyalanacak şey var.
İstedikleri bazı şeylere kavuştukları için zamanı daha kolay geçiriyorlar. On bin dolarlık kalemleriyle resim yaptılar.
Duvar için yaptığım ilk renkli çizimlerim.
Ve Feastables, dünyanın en iyi çikolatası.
Yemeye can atıyorum. Gerçekten efsaneymiş be. Yeni favorim.
Unutmayın ki Feastables dünyanın en lezzetli çikolatası ve fındık ezmeli kaplarımız da yeni çıktı. Feastables fıstık ezmeli kaplarımızda olduğu gibi normalde kaplarda fıstık ezmesi olur ama prototipleri denerken içine fındık kreması dolgusu koydum ve muhteşem oldu. Bu yüzden ürünü çıkardık ve yorumlar efsaneydi. Satış noktalarımız ekranda, kesin deneyin.
Sonra 10 bin dolarlık kağıtla kağıt uçak yaptılar.
Biri şu adamı alsın hemen.
Sıkıntı seviyem.
Sana hiperaktivite tanısı kondu mu?
Ve Lenny, Ian'a aşırı pahalı bir saç tıraşı yaptı.
Artık gardiyanlar benden korkacak.
Ve nihayet Lenny, Ian'ın aldıklarını takdir etti.
Açık konuşayım. Bu kulak tıkaçlarıyla melatonin tam lazım olduğunda devreye girdi. İyi dinlenmemi sağlıyor. Sağ ol.
Rica ederim kanka.
Ama yine de mağazada satılmayan tek bir şeyi istiyorlardı.
Yarın 50. gün, etap günü. Umarım aile ya da telefon görüşmesidir. En zor kısım ailemden uzak olmak.
Telefon için para verir miydin?
Evet, tabii ki para verirdim.
50. gün için mükemmel bir teklifim var. Baylar! 50. gün geldi!
Teklifi açıklamadan önce size birkaç görüntü izleteceğim.
Eyvah! Hadi bakalım.
Burada seni pantolonunda kitap saklarken görüyoruz. Sonunda o kadar abarttın ve o kadar umursamaz oldun ki kitapları dışarı fırlatmaya başladın. Ve en sonunda kitapları eline alıp doğruca dışarı çıktın.
50. gün büyük bir dönüm noktası. Aileleriniz dışarıda, hapishane otobüsünde sizi bekliyor. Aslında bugünü ikinizin ailesini de ücretsiz getirerek kutlayacaktık. Ama kuralları çiğnediğiniz için ikiniz birden değil artık sadece biriniz ailesini görebilecek. Ve bu yüz gün sona erene kadar ailelerinizi görebileceğiniz tek zaman dilimi oluyor.
Müdür pislik yapıyor. Ben ailemi görme konusunda hep çok istikrarlı oldum.
Peki, kimi seçiyorsunuz?
Bugün Lenny ailesini görecek.
Gerçekten mi? Sağ ol.
Nasıl hissediyorsun?
Ben ona iyilik yaptım. Şimdi de o bana bir iyilik yapıyor bence.
O zaman kütüphane hakkını ben alıyorum.
Bir bakıma ceza almamızın sebebi de o.
Herife bak, şu an polisle işbirliği yapıyor. Şaka gibi.
Tüm eşyaları toplayın hemen.
Ciddi misin?
Ve bir sürpriz daha var. Ailenle istediğin kadar görüşebilirsin ama sen dönene kadar o hücreden çıkamaz.
Tamam.
Vay be, çok fena.
Chandler, Ian'ı hücreye götür.
Mutluyum ama aynı zamanda kendimi kötü hissediyorum.
Sen de kitap kaçırma o zaman.
Kitap kaçırmaya devam edeceğim, müdür.
Kitap kaçırmaya devam edeceğim, müdür. Tam bir suçlu gibi. Kapat kapıyı. Takıl sen.
Çok fenasınız. Girin içeri! Lenny de sizi bekliyor.
Merhaba baba! Lenny! Merhaba baba! Lenny! Git yanına! Baba!
İnanılmaz tatlı. Bakın, babanız burada. Seni çok özledim canım.
Babanı üniforma yerine turuncu bir tulumla görmek nasıl bir his? Evet, normalde hiç giymez.
Ailen burada istediğin kadar kalabilir. Ama unutma, partnerin onlar gidene kadar hücrede kalıyor. Size iyi eğlenceler. Sağ olun.
Gel bakalım. Babanı özledin mi canım? Babanı özledin mi?
Ailem yanımda olduğu için çok mutluyum. İstediğim kadar burada kalabileceklermiş. Bu kesinlikle bana da büyük moral kaynağı olacak. Ve yüzüncü güne kadar devam etmemi sağlayacak. Sadece burada olanların değil, herkesin benimle gurur duymasını istiyorum.
Sana güveniyoruz. Merak etme.
Lenny'yi ailesiyle dışarıda keyif yaparken duyuyorum ama ben kilit altındayım. Köpek gibi. Burada geçirdiğim her dakika hücrede oturduğum için daha fazla sinirleniyorum. Stres sonrası travma gibi. Berbat.
Ian'ın düşünmek için biraz zamanı oldu. Ama saatler geçtikçe Lenny'nin ailesiyle vakit geçirmesi Ian'ı gitgide daha da sinir etti.
Ian, süren doldu.
Bak ne diyeceğim. Hücredeyken sana bir lakap buldum. Öyle mi? Neymiş? Sen gammaz Lenny'sin. Bir bakıma ceza almamızın sebebi de o. Kitaplarımın yerini ihbar ettin kanka. Şuna baksana. Hepsini almışlar.
Bu ne dersem o tavırları ne öyle? Biraz sinirliyim. İçeride kilitliydim, sense keyfine bakıyordun.
Ben ne yaptım? Hiçbir şey kanka. Kendin kabul ettin. Bu şikâyet neden?
Kütüphaneden kitap çıkartma fikrini benim üstüme yıktın ama. Her şeyi çekiyorlar. Ama yine de birlik olabilirdik bence. Sen beni sattın. Hayır, seni satmadım.
Yatağın altını bilmiyorlardı. Kanka, kamera görüntüleri var. Ne saçmalıyorsun? Ama tek başıma hücredeydim. Adamların kamera görüntüleri var. Yatağın altına bakmamışlardı, kanka.
Beni dinleyecek misin, yoksa kendi hislerimi anlatacaksın? Takım için en büyük cezayı ben aldım. Evet, sen böyle diyorsun zaten. Ben de şunu söylüyorum, lafına dikkat et. Tek diyeceğim bu. Tamam.
Sen kendi kararını verirsin, ben de benimkini. Ne olacaksa olur, değil mi? Tamam, ne olacaksa olsun. Beni gammazladın.
Ian bugün biraz daha moralsiz gibi görünüyor. Ben ailemi gördüm, o görmedi. Bu da sonuç olarak ortamı biraz değiştirdi. Satranç oynamak istemedi, basketbol oynamak istemedi.
Lenny ile aramızdaki konuşmalar azaldı. Onun kendi rutini var, benim de kendi rutinim. Durum bundan ibaret.
Aradaki mesafeye rağmen Lenny, arkadaşını düşünmeden edemedi.
İyi misin? Moralim bozuk. Ne oldu? Artık eve gitmek istiyorum. Yeter yani.
Yarışmanın daha yarısında olmamıza rağmen, Ian artık bırakmaya hazırdı.
Bir an önce eve gitmek istiyorum. Tek istediğim eve gitmek. Yıldım artık.
Lenny'nin arkadaşıyla arasını düzeltmenin bir yolunu bulması gerekecek. Çünkü istedikleri an ayrılabilirler ancak Ian eve giderse ikisi de kaybeder.
Baylar! Günaydın Jimmy. Günaydın.
İkiniz için de iyi bir haberim var. 60. gün teklifimiz. Bu sizi tekrar bir araya getirecek bir şey. Hey Chandler! Gönder gelsin. Geliyor.
Televizyon! Şuna bakın!
Biliyorum, eski bir televizyon ama hapiste olduğunuz için bununla yetinmeniz gerekecek. Önümüzdeki 40 gün boyunca bu filmleri izleyebilirsiniz.
50'lerde mi doğdunuz? Bu filmler de ne? Film izlemek istemiyor musunuz? Masa oyunları da dahil mi? Elbette.
Hepsini her gün bir saat kullanabilirsiniz. Karşılığında sizden sadece 30 bin dolar alacağız.
Bence bu adam kafayı yemiş. Bilmiyorum. Cazip bence. Tamam.
Günde bir saat mi? Günde bir saat. Kırk saatlik eğlence var. Jimmy, bir saatte bir film bitmez bile.
Sadece bir saatini izlersiniz. Televizyonu götürürüz. Ertesi gün de diğer bir saati izlersiniz.
Film seçkisi pek bana göre değil. Bu çok kötü bir teklif. Asla olmaz. Hayır mı? Hayır.
Hey! Canınız sıkılıyor sanmıştım. Sorun değil. Chandler, televizyonu çıkaralım. Of ya. Dostum.
Dur bir Chandler. Üstünü ara. Hiçbir şey yapmadım. Üstünü arayın. Şaka gibi. Donunun içinde mi?
Kuralları çiğnediğinden beri kendini acındırıp duruyor. Başka bir şey çalmadan çıkarın şunu buradan.
Güle güle televizyon. Güle güle video. Güle güle Titanic.
Ian tekliflerden pek memnun kalmamıştı. Lenny de bu yüzden Ian'ın gideceğinden korkmaya başladı.
Her 10 günde bir darbe yiyorum gibi hissediyorum. Aile yok, telefon görüşmesi bile yok. Açıkçası berbat durumdayım. Kesinlikle daha çabuk parlayan biri olduğumu düşünüyorum.
Biraz sinir bozucu oluyor. Herif hep şikâyet edecek bir şey buluyor.
İkinci kez üstümden kamyon geçmiş gibi oldum. Artık burada kalmak istemiyorum.
Bırakmasından ciddi ciddi korkuyorum.
Eve gitmek istiyorum.
Eve gitmek istiyorum diyor.
Tek düşüneceğim şey o kazık olacak. Son etapta bana kazık attı. Kazık yedim, kazık yedim, kazık yedim.
Keşke artık birazcık sussa.
80. gün için çok büyük bir teklifi planladığım için, aralarındaki anlaşmazlığı kendi başlarına çözsünler diye, 70. günde onlara hiçbir şey vermedim.
Böylesine bir şeyin içindeyken, işin tam göbeğinde olmak zor. Son haftalar çok moral bozucuydu. Tek yapabildiğin okumak, spor yapmak ve satranç oynamak. Zihinsel olarak yıpratıcı. Eve gitmek istiyorum.
Yine o günlerden biri, Ian yine eve gitmek istediğini söyledi durdu. İşim biraz zor olacak, onu ikna etmeliyim.
Yarışmacılardan herhangi biri istediği zamanda ayrılabildiği için Lenny sürekli olarak Ian'ın erkenden gidip ikisinin de uğruna çalıştıkları parayı kaybedeceğinden endişeleniyordu.
Saat kaç? Kendine bir saat almanın vakti geldi. Satranç oynar mısın diyecektim ama yerime gidip oturayım bari.
Onun adı Leonard. Namıdiğer gammaz mahkûm. Kendi kendini ihbar ettin. Kendi şakasına gülüyor. Bakın, gammaz mahkûm geldi. Gerçek mahkûm sensin, ben değil.
Ian'ın bazı şeyleri kolay kolay unutmayacağı çok belliydi. Burada yalnızca bir kez ziyaret hakkı vardı ve onu da sadece Lenny kullandı. Yarışmada kalmak isteyen Lenny, sona ulaşmak istiyorsa Ian'ın moralini düzeltmesi gerektiğini biliyor.
Hayat güzel. Hayır, beni daha beter yapıyor.
Ama işler daha da kötüleşti.
Buradan erken çıkmama engel
Buradan erken çıkmama engel olabilecek hiçbir şey yok. Ian'la burada olup sürekli olumsuzluk yayması cidden çok sinirimi bozuyor.
Bana daha az para teklif ederse kabul edeceğim. Gitmek için mi? Evet, gideceğim buradan.
Sona sadece 20 gün kala başarısız olacak gibi görünüyorlardı. Bu yüzden aklıma bir fikir geldi. Bir sonraki teklifim dostluklarını yeniden alevlendirecek bir fırsat olabilirdi. Ya da bu videoyu tamamen bitirecek son hamle olacaktı.
Eyvah! Bu da ne böyle? Nasıl ya?
Evet millet, karşınızda 900 kiloluk bir kaya var. Kayada, içinde tam tamına 100 bin doların olduğu kutunun anahtarı bulunuyor. Eğer bu parayı istiyorsanız, kayayı parçalayıp o anahtarı almak için önümüzdeki 10 gün boyunca günde 1 saatiniz olacak.
Bu riski kabul ederek hemen bana 50 bin dolar veriyorsunuz. Eğer tamamlarsanız, 100 bin dolar sizin oluyor. Bu işin altından hakkıyla kalkabilmek için birlikte çalışmak zorundasınız. Karar vermek için size biraz zaman vereyim.
Sağlam uğraşmamız gerek. Ian, çalışmayı sevmediğini biliyorum ama elini taşın altına koymalısın. İkimiz de vurabilecek miyiz peki? Dostum, hallederiz. Sakin ol. Tamam işte.
Hiç sanmıyorum Lenny. Bu resmen yol soygunu gibi.
Şimdi bakalım, bu etap için yeterli olduğunuzu düşünüyor musunuz? Hallederiz. Bizde bu iş. Öyle mi? Kesinlikle. Tamamdır, bunu siz istediniz. Çocuklar, 50.000 doları götürün.
Sakin olun ama, yakında geri alacağız. Gitti bile. Dikkatli olun.
Mahkumlar, ilk saatiniz başlıyor. İlk bir saat boyunca kayaya hiç durmadan balyoz salladılar.
Çok zor. Sanırım 50.000'i kaybettik. Burayı sevmedim. Bu kayayı delmek için 9 saatimiz var.
Ama pek ilerleme olmasa da, ertesi gün avluya çıkar çıkmaz hemen işe koyuldular.
Acelemiz var, oyalanacak vakit yok. Her dakika önemli. İşte orada.
Ve kaya parçalama olayının daha ikinci saatindeyken, Ian hemen moralci rolüne kendini alıştırmıştı.
Hadi Lenny. İşte böyle, işte böyle Lenny. Tüm gücünle indir balyozu Lenny.
Ve Ian dördüncü gün boyunca Lenny'yi kenardan izledi.
Lenny! Of be, berbat bir gün oldu. Enerjim bitti resmen. Evet, ben de tükendim. Takım olmamız gerek.
Bence Ian, Lenny'nin hüsrana uğradığını fark etti. Çünkü ertesi sabah düşünce tarzında büyük bir değişim yaşadı.
İşte bu. Aferin sana.
Ve Lenny yorulunca Ian devreye girdi. Anahtarı almak için biraz da ben vurayım. Artık kayaya karşı bir takım vardı.
Adam çok iyi çalışıyor. Çok sağlam bir parça kırıldı. Büyük ilerleme kaydediyoruz. Gördüğünüz gibi koca çatlaklar oluştu. İşte bu, aynen öyle. Çat diyor. Artık umut var beyler.
Bizimkiler kaya parçalama işiyle oyalanırken ben de MrBeast Lab'in yepyeni hibrit serisinden söz edeyim. Bu deney tüpleri yeni çıktı. İçlerindeki rastgele hibrit parçalarını eşleştirerek kendi MrBeast Lab deneyini yapabilirsin.
Bana kaya katili derler.
Ve bunları daha da havalı hale getirmek için bir çizgi dizi çektik. Yani hibritlerle oluşturduğun karakterleri Ekim'de dizide izleyeceksin.
On sekiz dakika var. Çok yaklaştık ama.
Oyuncak satılan her yerde var. Eşsiz parçaları topla ve sadece sana özel kendi canavarını tasarla. Panthar, alsınlar mı? Bakalım kayayı kıracaklar mı?
Ve her ne kadar ekip olarak çalışsalar da, günde bir saatten on gün oldukça sıkışık bir takvim demek.
Mahkumlar, altıncı saatiniz doldu. Bugünlük kaya bir, mahkumlar sıfır.
İlerleme kaydedemedik. Hiç ilerleme yok. O anahtarı alıp bize yüz bin dolar kazandıracak bir şeye ihtiyacımız var.
Her yeni günde yüzlerce kez vurdular ama kaya bana mısın demedi.
Çok çalıştık. Ciddi ilerleme yok. Bilmiyorum, başaramayabiliriz. 50.000'i kaybedersek bırakırım.
Ian gücünün yetmeyeceğini anladı. Lazım olan şey bilgiydi.
Cevap burada olmalı. Kayalarla ilgili bir kitap. Görevimizle ilgili olan sayfaları koparıp aldım. Kaldıraç kullanmak gerekiyor yazıyor.
Sence buraya sığar mı? Evet. Şu tarafa itsene. Ben de üstüne ağırlık koyarım. Kımıldamıyor ki.
Ama yine de kayada bir delik bile açamadılar.
Tam eziyet. Senden bıktım kaya. Yeter ama.
Kaya ağır olduğu için kaldıramıyorlar. İki gün kala, Ian cevabı bulmak için kitabına geri döndü.
Burada başka bir resim daha bulmayı başardım. Kayadaki zayıf noktaya keskiyle vurmamız gerekiyormuş.
İşte zayıf nokta bu bence. Açılıyor işte. Şuna baksana. Lenny, kocaman kaya ikiye ayrılıyor. Evet. Bugün cidden 100 bin dolar kazanabiliriz.
Hiç hareket etmiyor. Mahkumlar, dokuzuncu saatiniz doldu.
Dostum, çok iyi gidiyorduk ama süre bitti. Neredeyse kırdık sayılır. İş son güne kaldı.
Ne sağlam bir kayaymış bu. Aynen öyle. Beklediğimden çok daha zor çıktı. Bana kalırsa şu anda şansımız yarı yarıya.
Artık hazırım. Mahkumlar, havalandırma vakti. Hazırlanın! Kaya katletme zamanı.
Bu kaya paramparça olacak hanımlar, beyler. Son saatiniz şimdi başlıyor.
Devam et. Yanındayım, yanındayım, tamam. Derine inmemiz gerekiyor. Çok kalın bir kaya bu. Çıkaralım şunu artık. Şuna bir bak. Anahtarı bulduk mu? Hadi artık! Evet. Anahtar burada olmalı.
Otuz dakikanız kaldı. Hadi biraz hızlanalım. Yüz bin dolarla aramızdaki yegane şey bu kaya.
On beş dakikanız kaldı. On dakikanız kaldı. Evet.
İnanmıyorum, anahtar çıktı. İşte bu! Tam 100 bin dolar işte burada. Gel buraya.
Budur! Evet! 100 bin dolarlık ödül resmen sizin! İşte budur! Alalım parayı! İşte bu be! 100 bin dostum!
Polis ve mahkum. Polis ve mahkum bebek. Sonsuza kadar.
90. gün etabını duymaya hazır mısınız bakalım millet? Evet. Size sunacağım şey aslında... Hiçbir şey. Çünkü 99. gün için size aşırı fena bir şey planladık. Sonra görüşürüz.
Vay be. 99. gün ne olacak?
Bu video boyunca Ian hep o mahkum alışkanlıklarına sadık kaldı. Kitap çalarken zaman nasıl da geçiyor. Ama 99. günde ödül havuzundaki bütün parayı çalma fırsatı olacak.
Bugün 91. gün. Ama en önemlisi bugün Ian'ın doğum günü.
Koğuş arkadaşımdan güzel bir sürprizle uyandım. Ne iyi bir adam. Üçüncü kez doğum günümü hapiste geçirdiğime inanamıyorum. Ama en azından iyi bir koğuş arkadaşım var.
Ama 90 günü geride bırakmalarına rağmen son 10 günün 100 günlük cezalarının en zor kısmı olacağını tahmin etmiyordu tabii.
Yavaş ilerliyoruz. Burada vakit geçirmek için yeni yolları arıyoruz. Yapacak başka bir şey yok.
Yapacak başka bir şey yok. Kütüphaneye erişimin var değil mi? Kütüphaneyi komple boşaltsam yapacak işimiz olur. Bilgisayarı da çıkarırsan aşırı komik olur. Çok harika olurdu.
Açıkçası onları suçlamıyorum. Çünkü burası ceza süresini uzatmayan tek hapishane.
Yarın erken kalkıp alacağım. Bilgisayar operasyonu başlasın.
Delisin sen. Dükkanı açtık. İşte böyle. Aferin sana. Artık işimiz var koçum. Yapacak yeni bir işimiz oldu.
Normalde hırsızlık yaptıkları için ceza verirdim ama 99. gün yaklaştığı için biraz beklemek istedim.
Bugün bunu sandalye olarak içeri koyalım. Bilgisayarın önüne koyabiliriz. Evet, bu güzel olur. Buyur.
Müdür Jimmy, bu hafta senden intikam almak için her şeyi yapıyoruz. Kardeş gibi böyle yan yana oturabiliriz. Selam kanka.
Bu video boyunca bir polisle bir mahkumu birbirine yaklaştıran o şeyin hırsızlık olmasının şairane bir yanı var bence.
Lenny'nin biraz da olsa karanlık tarafa geçtiğini görmek güzel. Bu sefer kuralları çiğnemem için o da beni teşvik ediyor. Bugün avlu süremizi uzatıyoruz.
Süre doldu. Lütfen içeri girin.
Aha! Mahkumlar bir kez daha kazandı. Tam bir baş belası.
Evet, buna alıştım. Artık gayet rahatım da. Bir polis olarak bu deneyimi yaşadığım için mutluyum. Parmaklıkların diğer tarafında olmanın ne demek olduğunu gayet iyi anladım. Hiç pişman değilim.
Ama bu 99 gün boyunca kurdukları üst bağı en üst seviyede test edeceğimi iki mahkum da bilmiyordu.
Baylar! Vay vay vay. 99 gün önce tanışmıyordunuz. Buradan çıkınca arkadaş kalacak mısınız?
Evet. Kesinlikle yakınız.
Bakalım son etap bu tuhaf durumu değiştirecek mi?
Yine başlıyoruz işte.
Bütün bu video boyunca tamamen farklı geçmişlerden gelen iki insanın nasıl anlaştığını gördük. Pek çok iniş çıkış yaşadınız ve her şey işte bu son güne bağlı.
Vay be.
Ve bu yüzden önümüzdeki 24 saat boyunca ikinizi de iki ayrı tecrit hücresine yerleştiriyorum.
Müdür Jimmy, iki ayrı hücre mi?
Ama bu sefer bir fark var. Çünkü hücrelerinizin her birinde bir buton var. 24 saat dolmadan ikinizden biri o butona basarsa hücreden hemen çıkıp 480 bin dolarlık ödül havuzunun tamamını alabilir. Böylece diğer mahkumun parasını da çalmış olur. Bakalım böyle bir karar verecek misiniz?
Bu çok pis ya.
Bence basmazsın ama kendine şunu sorman gerek. O basar mı? Tıpkı kitapları, filmleri çaldığı gibi. Eğer basarsa, ondan önce sen mi basmalısın? Aile ziyareti sırasında hücre cezası yüzünden çok ağlamıştı.
Orası doğru tabii.
Ve diyordu: “Üstüne para verseniz de bir daha o hücreye girmem.” Şimdi buradan çıkman için 480 bin dolar veriyorum.
Biliyorum. O yüzden çok cazip bir teklif.
Tahmin ediyorum. Bence basar. Bence basabilir. Ben olsam ondan önce basardım.
Tamam. Bir isteğin?
Özgürlük.
Tabii, düğmeye basman yeter. Tamam, 24 saat şimdi başladı. Ve son bir şey daha. Diğer mahkumun gidip gitmediğini zamanlayıcı sona erene kadar öğrenmeniz mümkün olmayacak.
Of ya of ya! Çok kötü.
480 bin dolar kazandıracak kırmızı bir düğmeyi bir suçluya emanet etmek ne kadar akıllıcaydı emin değilim. Dolandırıcılıktan hapse girmiş birine bu biraz cazip gelebilir değil mi?
Ian'ın dayanamayacağından endişeliyim. Bu parayı ona emanet edebilir miyim hiç bilmiyorum.
Videoda o kadar çok şey yaşadılar ki birbirlerini satmazlar gibi geliyor. Ama bana kalırsa tecritte uzun süre yalnız kalmak insanın bakış açısını biraz değiştirebilir sanki. Bence biri basıyor.
Bu benim ilk tecrit deneyimim. Ian'ın ikincisi. Ve dar alanlardan hiç hoşlanmıyor.
Böyle küçük ve sıkışık yerlerde olmayı sevmiyorum. Bu hiç bana göre değil.
Şunu unutmayın. İstediğiniz zaman çıkabilirsiniz. Sadece o butona basmanız yeter.
Açıkçası ben bu sayacı görmek istemiyorum. Çünkü baktıkça bile geriliyorum. O yüzden şu çöp poşetlerinden birini alıp saatin üstünü kapatacağım. Bari görmeyeyim.
Ama o küplerin içinde oturdukça, partnerinin payına düşen parayı da almak cazip gelmeye başladı.
Eğer bu kırmızı düğmeye basarsam, tüm tazminatımı tek hamlede ödeyebilirim. Hapisten çıktığımda yarım milyon borcum vardı. Şu düğmeye bastığım anda geçmişteki her şeyi düzeltebilirim.
480 bin dolarla yapabileceğim pek çok şey var tabii. Çocuklarım için eğitim, kendim ve eşim için yeni bir araba, belki bir ev. Hepsi tek bir butonla.
Butona basıp 480 bin doları alıp bütün borcumu kapatıp Lenny'i satmak mı? Belki olabilir.
Ian parayı düşündükçe ödülü kendisinin hak ettiğine inandı.
Açıkçası bu yüz günde Lenny'den çok daha kötü zaman geçirdiğimi düşünüyorum. Özellikle de ailemle görüşme hakkım olmadığı için. Neden Lenny benden yarı yarıya az tecrit cezası çekiyor? Bu mantıklı değil.
Eğer giderse çok üzülürüm. Ben de en az onun kadar emek verdim. 24 saate bile dayanamıyorsa o zaman hâlâ eski mahkum kafasında demektir. Başka açıklaması yok. Yeterince kazık yedim zaten. Yeter artık.
İyi geceler. Umarım bu bittiğinde Ian hâlâ burada olur.
100. gün ve her şey son 24 saate bağlı.
Tecritteki mahkumlar, lütfen ortaya gelin. Tekrar ediyorum. Tecritte olan mahkum varsa lütfen ortaya gelin.
Hapishanenin iki tarafını ayıran siyah perdeler kapalı. İkiniz de eğer buradaysanız ödül havuzunu eşit olarak bölüşeceksiniz ama sadece biri gelirse o zaman yüz günü boşuna hapiste geçirmiş olursunuz.
Üç! İki! Bir! Açın perdeleri!
Evet! İşte bu! Birbirlerini satmadılar demek! Adamsın!
Al işte, bu senin 240 bin doların! Ama birazını düşürdün. Ve kutlama için ailelerinizi getirdik! Artık özgürsünüz, baylar!
Gel buraya. Seni seviyorum.
Umarım bir daha asla hapse girmezsiniz. Bildirimleri açmayı unutma. Her cumartesi video yüklüyoruz. Ne kadar mutlu olduklarına baksanıza. Harikaydı. Ben bu videoyu sevdim.
Ve unutma, hâlâ Su Takımı için bağış topluyoruz. Ortalama bir dolarlık bağış bir kişiye bir yıl temiz su demek.
Makale yayınlanma tarihi
